Herkes Kendi Yoluna Baksın

herkeskendiyolunabaksın

Ortalama seyir hızları 120 km olan iki araç aynı anda birbirlerine 200 km uzaklıkta olan A ve B şehirlerinden yola çıkarlar. Bu iki araçtan hangisi hedefine daha çabuk varır?

Sorunun kesin cevabının “aynı anda varırlar” olduğunu düşünenlerimiz yolculuğu değil yolu hesap etmişlerdir. Oysa sorunun cevabı; hangi araç geldiği yoldan daha çok keyif almış ise o daha erken varmıştır olacaktır. Nasıl mı?

Okumaya devam et

Lekeli Köşe

lekeli_köşe

Bu köşe benim köşem. Ne yazı var, ne de kışı. Hani öyle yaz köşesi, kış köşesi yok yani… Çoğu yazılarım kinayeli, çok daha çoğu ucu törpülenmiş sivri yazılarımın olduğu köşe. Sıkıştıkça bir köşeye yazdığım, yazdıkça dört köşe olduğum bir köşe… Yazılarımla düşüncelerimi fısıldadığım kendime ait gizli bir köşe… Kimi zaman düşünce, kimi zaman da dert köşem… Bu sebeptendir ki şimdi yazacağım kelimelerin köşesi oldukça sivridir. Kimisini sevindirir, kimisini yer bitirir… Belki bu sayede işin muhatabı yazılan yazıları da işitir.

Okumaya devam et

Kuş evi

kus_evi

Osmanlı döneminde inşa edilen camilerin çoğunun yüksek bölümlerine kuşlar için küçük barınaklar yapılırdı. Hatta bu barınakların çoğu köşk, cami ve görkemli birer köşe taşı şeklinde inşa edilirdi. Resimde gördükleriniz bunlardan sadece bir kaç örnek.

Bu tarz bir kuş evi ile karşılaşıldığında verdiğimiz takdir tepkileri ise atalarımızın ne denli merhametli insanlar olduğunu anımsamamızı sağlar.

Peki bu uygulamayı ilk kurgulayan kim? Kim bu denli ince düşünüp de canlıları ayırt etmeksizin böylesine ince bir düşünce ile bir buluş gerçekleştirmiştir? O insan ki mutlaka edep sahibi bir insandır, aksi durumunda diğer varlıklara da hürmet edilmesi gerektiğini bilmez.

Okumaya devam et

İlim Bilim Bir de Kendim

onyargi_bias

İnsan neye ilgi duyarsa algısı da o yönde gelişir. Bu yazıyı okumak için bile ilgi duymak, yazılan yazılarda söylenen sözleri algılamak gerek. Derin algı farklıdır. Hiç kimse hiçbir şeyi kendi olarak öğrenmez. Konuşmak bile ilginin sonucu ortaya çıkar. İlimsiz bilim, bilimsiz ilim olmaz. Bir şeyi ilimle, alametleriyle yani sıfatlarıyla bilmek farklıdır; alametlerinden bağımsız, tanıyarak bilmek farklıdır. Yaşayarak bilmek yani hakkiyle bilmek ise bambaşkadır. Böyle durumlarda her bilginin bilinene perde olduğu anlaşılır.

Okumaya devam et

Kırık Cam Sendromu

KırıkCamEtkisi

ABD’li suç psikoloğu Philip Zimbardo’nun 1969’da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmiştir. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine plakası olmayan 1959 model birer otomobil bırakır.

Bronx’taki araba birkaç saat sonra barbarlar tarafından saldırıya uğrar. Bir baba, anne ve genç yaştaki oğlundan oluşan aile tarafından öncelikle aracın radyatör ve aküsü çalınır. Bu durum Zimbardo tarafından kaydedilir. Yirmidört saat içerisinde ise araç artık değerini kaybetmiş ve savaştan çıkmış bir hale getirilmiştir. Daha sonra aracın pencereleri parçalanır ve döşemeleri yırtılır. Bu halde araç bir çocuk oyun alanı gibi kullanılır.

Bu süre zarfında, yaklaşık bir haftadan daha uzun bir süredir Palo Alto’da bulunan araca henüz kimse dokunmamıştır. Bu sebepten dolayı Zimbardo aracın yanına bir balyoz ile giderek kasıtlı bir şekilde aracın kaportasına vurarak çökertir ve birkaç da camını kırar. Kısa bir süre sonra bu parçalama işlemine bölgede yaşayan “düzgün ve saygın görünümlü” diğer insanlarda katılırlar…

Okumaya devam et

Daireler Kuramı

dairelerkuramı

Hayatımızın bir çok evresinde çeşitli yol ayrımları ile karşı karşıya geliyor ve bu yol ayrımlarında yönümüzü tayin edecek bir takım ayak izleri arıyoruz. Kim hangi yoldan gitmiş diye başkalarının fikirlerini önemsediğimiz toplumda çoğunluğa dahil olup, çoğunluğun davranışlarıyla hareket ediyoruz. Peşinden gittiğimiz kişilerin seçimlerini kendi seçimlerimiz gibi benimsiyor, doğru olduklarında bunun haklı gururunu yaşarken, yanıldığımız noktada da düşünce fikrinin kabahatini sahibine yüklüyoruz.

Başkalarının izlerine basarak kendi adımlarımızla bir yol ayrımından bir diğerine hareket ediyor ve karşılaştığımız problemlerin çözümü için de aynı felsefenin müsaade ettiği ölçüde çözümler üretiyoruz. Bir problemin içinde başka, başka problemin içinde bir başka problemle karşılaştıkça kendimize ait olmayan düşüncesel yaklaşımları katı bir kural haline getirip olmadığımız bir karaktere bürünüyoruz. Sonuç olarak gerçek problemi çözmektense detaylarla uğraşarak bir çok problemi birbirine karıştırıyoruz. Ve problemlerimizin çözümü için tüm sıkıntılarımızı anlatıyoruz. Anlattıkça rahatlıyor muyuz?

Okumaya devam et