Herkes Kendi Yoluna Baksın

herkeskendiyolunabaksın

Ortalama seyir hızları 120 km olan iki araç aynı anda birbirlerine 200 km uzaklıkta olan A ve B şehirlerinden yola çıkarlar. Bu iki araçtan hangisi hedefine daha çabuk varır?

Sorunun kesin cevabının “aynı anda varırlar” olduğunu düşünenlerimiz yolculuğu değil yolu hesap etmişlerdir. Oysa sorunun cevabı; hangi araç geldiği yoldan daha çok keyif almış ise o daha erken varmıştır olacaktır. Nasıl mı?

Okumaya devam et

Kuş evi

kus_evi

Osmanlı döneminde inşa edilen camilerin çoğunun yüksek bölümlerine kuşlar için küçük barınaklar yapılırdı. Hatta bu barınakların çoğu köşk, cami ve görkemli birer köşe taşı şeklinde inşa edilirdi. Resimde gördükleriniz bunlardan sadece bir kaç örnek.

Bu tarz bir kuş evi ile karşılaşıldığında verdiğimiz takdir tepkileri ise atalarımızın ne denli merhametli insanlar olduğunu anımsamamızı sağlar.

Peki bu uygulamayı ilk kurgulayan kim? Kim bu denli ince düşünüp de canlıları ayırt etmeksizin böylesine ince bir düşünce ile bir buluş gerçekleştirmiştir? O insan ki mutlaka edep sahibi bir insandır, aksi durumunda diğer varlıklara da hürmet edilmesi gerektiğini bilmez.

Okumaya devam et

Devşirme Dertler

emekhirsizi

Yazmak, dertleşmektir; her derdi geçirmez lakin kişiyi hafifletir. Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur, her dert derdi olanda kuvvet bulur. Dert konuşmakla dinmez, yaşantının derdi konuştukça geçmez.

Yiğidi gam öldürür, dert ağlatır; ağlayan adam derdini anlatır, adamlığını sorgulatır; adam olana ancak yazmak yakışır.

Okumaya devam et

Kırık Cam Sendromu

KırıkCamEtkisi

ABD’li suç psikoloğu Philip Zimbardo’nun 1969’da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmiştir. Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine plakası olmayan 1959 model birer otomobil bırakır.

Bronx’taki araba birkaç saat sonra barbarlar tarafından saldırıya uğrar. Bir baba, anne ve genç yaştaki oğlundan oluşan aile tarafından öncelikle aracın radyatör ve aküsü çalınır. Bu durum Zimbardo tarafından kaydedilir. Yirmidört saat içerisinde ise araç artık değerini kaybetmiş ve savaştan çıkmış bir hale getirilmiştir. Daha sonra aracın pencereleri parçalanır ve döşemeleri yırtılır. Bu halde araç bir çocuk oyun alanı gibi kullanılır.

Bu süre zarfında, yaklaşık bir haftadan daha uzun bir süredir Palo Alto’da bulunan araca henüz kimse dokunmamıştır. Bu sebepten dolayı Zimbardo aracın yanına bir balyoz ile giderek kasıtlı bir şekilde aracın kaportasına vurarak çökertir ve birkaç da camını kırar. Kısa bir süre sonra bu parçalama işlemine bölgede yaşayan “düzgün ve saygın görünümlü” diğer insanlarda katılırlar…

Okumaya devam et

Söz Söyle

SozSoyle

Zaman unutulur, mekan unutulur, gün olur kızgınlığın sebebi elbet unutulur. İnsanın içini özlem sarar, böyle zamanlarda insan iki çift içten muhabbet arar.

Kızgınlık kırgınlıktır, kırgınlığın sonu dargınlıktır. Söylenen sözlerin hesabı sorulur, sorgu işleri gönülleri soldurur. Kibir kinden beterdir, kibir küskünlüğü getirendir. Kin çeker insanı hesaba, kibrin sonu hep inziva. Böyle inzivalara insan çabuk alışır, gururlu adama yalnızlık yakışır.

İstemem artık alma adımı ağzına, onca yaptıkların kalır mı sandın böyle kolayca yanına. Söz söyler efe olursun, söylediğin sözlerin zamanı gelir kurbanı olursun. Kinaye adama dokunur, kinayenin fazlası adamı fazlasıyla doyurur. Gün olur söyleyen unutur, işiten kulak her kelimenin hecesinde kendisini bulur.

Yere göğe sığdıramadım dersin, yeri gelir adamı yerin dibine gömersin. Böylesi sempati düşmana beslenmez, düşman olana böylesi sözler söylenmez. Söz dinlemez söz söylersin, söylediğin her söz ile kelimeleri kirletirsin. Sen söyler herkes dinler, herkes senin söylediğin sözleri benimser…

Sen dönersin etrafta, dünya döner senin etrafında, söylediğin her söz bir tek senin lugatında. Sen söyle sözünü yücel, dünya bir tek sana güzel…

Daireler Kuramı

dairelerkuramı

Hayatımızın bir çok evresinde çeşitli yol ayrımları ile karşı karşıya geliyor ve bu yol ayrımlarında yönümüzü tayin edecek bir takım ayak izleri arıyoruz. Kim hangi yoldan gitmiş diye başkalarının fikirlerini önemsediğimiz toplumda çoğunluğa dahil olup, çoğunluğun davranışlarıyla hareket ediyoruz. Peşinden gittiğimiz kişilerin seçimlerini kendi seçimlerimiz gibi benimsiyor, doğru olduklarında bunun haklı gururunu yaşarken, yanıldığımız noktada da düşünce fikrinin kabahatini sahibine yüklüyoruz.

Başkalarının izlerine basarak kendi adımlarımızla bir yol ayrımından bir diğerine hareket ediyor ve karşılaştığımız problemlerin çözümü için de aynı felsefenin müsaade ettiği ölçüde çözümler üretiyoruz. Bir problemin içinde başka, başka problemin içinde bir başka problemle karşılaştıkça kendimize ait olmayan düşüncesel yaklaşımları katı bir kural haline getirip olmadığımız bir karaktere bürünüyoruz. Sonuç olarak gerçek problemi çözmektense detaylarla uğraşarak bir çok problemi birbirine karıştırıyoruz. Ve problemlerimizin çözümü için tüm sıkıntılarımızı anlatıyoruz. Anlattıkça rahatlıyor muyuz?

Okumaya devam et

Kırık Kalem

 

kırık_kalem

Uçan sözleri yazılar tutar; yazılanlar okundukça söz olup uçar. Yazdıklarımla ben dertlerime derman arıyorum; dertlendikçe mi yazıyorum yoksa sadece dermansız kaldığımda mı? Bilemedim.

Çoğu zaman sahibi olmasını beceremediğim bir mirasın bekçiliğinde yaşadıklarımı yazıyorum ve bazen de yaşadıklarım yazdıklarımı anlamsız kılıyor. Yani “yaşamak”; sensiz ve nefessiz.

Okumaya devam et

Şehrin Hizmetkarı

sehirhizmetkar

Her şehrin hizmetkarları vardır. Sadece şehre hizmet için atanan bürokratlar veya siyasi kadroların önerdiği ve şehir halkının seçtiği meclis üyeleri, başkanlar ve milletvekilleri değildir. Elbette atanmış ve seçilmişlerin görevi şehre hizmet etmektir; onlar hukukun verdiği imkan dahilinde bu hizmeti ifa ederler.

“Şehrin hizmetkarı” doğrudan doğruya şehre hizmet etmekle alakalı resmi bir görevi olmayan; ancak kendini yaşadığı şehre hizmete adayan gönüllü görevlilerdir. Gönüllü görevli, diğer resmi görevliler gibi, meşrutiyetini kanundan yahut siyasi iradeden almaz; vicdanından alır. O yüzden yaptığı hizmetlerin karşılığı olarak ne maaş, ne terfi ve ne de makam beklemez. Kendi öz zamanını şehrin hizmetine sunmakla kalmaz, etrafındaki dostlarını da bu hizmetlere ortak eder. Onun meselesi itibar devşirmek de değildir; o hizmetini kendi halinde sürdürür, o kadar…

Okumaya devam et

Neme Lazım…

FingerReminder

Hepimiz yanlış yapabiliriz, yanlış düşünebiliriz ve yanlış kararlar alabiliriz ama hiç kimse hissiyatları noktasında yanılıyor olamaz.

Bizlerin, hepimizin bildiği gerçekler var. Hepimizin kendi alanıyla ilgili uğraşları var. Yapılan işlerin ise üç türlü yapım şekli var; kişi iş yapar doğru yapar; kişi iş yapar yanlış yapar; bir de kişi iş yapar kendi istediği gibi yapar.

Yanlış ve doğrunun, iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin ayrımının kişilerin kendi düşüncesinden çok toplumun gözlemleriyle ayrıştırıldığı günümüzde yıllarca neyin “doğru” yada “yanlış” olduğunun kavgasını sadece yapılan işlerde değil, fikirlerde de yaşadık. “Sen haklısın” cevabını verdiğim nice insanlar oldu; ilgisini kaybetmesin diye bilgisini yücelttiklerim olduğu kadar.

Hak verdikçe hak arayan insanlarla oldum, hakkaniyeti ne bu insanlarda buldum, ne de bu insanlardan hakkaniyet namına bir şey gördüm. Zamansız geçen günlerde kişilerle mücadele etmekten kendi işimi yapamaz oldum, kendi işimden alı konuldum. Zahmetle kazanılan emeklerin karşılığında, merhametle kaybedilen kazançların sahibi oldum.

“Fikrin ne önemi var fiiliyat olmadıktan sonra” dedim, zikrettiğim fikirleri fiiliyata geçirdim. Fikir diye bana satılanları düşünmekten ömrümü tükettim. Düşünceler arasında kendimi kaybettim, bu kadar düşüncenin içinde boğulmakla aslında en büyük hatayı kendime ettim. Fısıltılarla bağırdım düşüncelerimi ve haykırışlarla örttüm tüm sessizliğimi. Düşüncesizlikle suçlandım, aslında en incesini düşündüğümden en büyük zamanı yine ben kaybettim.

Okumaya devam et

Sözün Özü

Burası sözün başladığı yer;

Sözün özüne özlü söz derler, özünde söz yoksa cümlenin öznesini kötülerler. Büyük sözünü söyler çekilir kenara, genç adam dinlemek için dinler aklı ise beş karış havada…

Konuşuldukça kelimeler yaşlanır, kelimenin yaşlısına nasihat derler… Nasihat olan sözlere kulak verilmez, söylenen sözler nasihat olduğunda dinlenmez. Bir kulaktan girer diğerinden çıkar, duymak istemeyen kulağını tıkar.

Söz gümüş sükut altındır derler, altının değerini gümüşten beter ederler. Doğru sözleri büyükler söyler, sözlerin doğrusu acıdan da beter.

Su küçüğün söz büyüğün derler, söylenen ateşli sözleri suyla söndüremezler. Sözü büyüklere söyletirler, ateşini küçüklere düşürürler. Küçüğün aldığı hayat dersi, en çokta duyduğu büyüklerin hayat hikayesi…

Söz uçar yazı kalır. Yazılan yazının mürekkebi kağıdı batırır, yazılanların manası ortalığı karıştırır. Kişi alır kalemi yazar, yazdıklarıyla muhatabını arar. Çoğu yazı kinayeyle dolup taşar, yazılanlarla muhatabını paralar.

Söylenen sözlerle dokuz köyden kovulursun, hak ettiğin yeri onuncusunda bulursun. Söylenen sözlerle gönül avutulmaz, adam olmayana ise söz HİÇ anlatılmaz…

İnce Hesap

Duymalı mı insan her işittiğini, yoksa tıkamalı mı kulaklarını? Görmeli midir her baktığını, yoksa kapamalı mı gözlerini? Neyi duyar, neyi görürsün? İnanmak için neyi seçersin bu dünyada; gözlerini mi, kulaklarını mı?

Sağlıkta kazanılır tüm mallar, sağlık için harcanılır tüm kazanılanlar. Gün olur servetin olur, gün olur sağlıksız bedenin olur. Hastalık olur servetine fayda getirmez, servetin olur hastalığına derman eylemez. Bu koşuşturmaca içinde neyi seçersin? Servetini mi, sağlığını mı?

Okumaya devam et