Lekeli Köşe

lekeli_köşe

Bu köşe benim köşem. Ne yazı var, ne de kışı. Hani öyle yaz köşesi, kış köşesi yok yani… Çoğu yazılarım kinayeli, çok daha çoğu ucu törpülenmiş sivri yazılarımın olduğu köşe. Sıkıştıkça bir köşeye yazdığım, yazdıkça dört köşe olduğum bir köşe… Yazılarımla düşüncelerimi fısıldadığım kendime ait gizli bir köşe… Kimi zaman düşünce, kimi zaman da dert köşem… Bu sebeptendir ki şimdi yazacağım kelimelerin köşesi oldukça sivridir. Kimisini sevindirir, kimisini yer bitirir… Belki bu sayede işin muhatabı yazılan yazıları da işitir.

Okumaya devam et

Kuş evi

kus_evi

Osmanlı döneminde inşa edilen camilerin çoğunun yüksek bölümlerine kuşlar için küçük barınaklar yapılırdı. Hatta bu barınakların çoğu köşk, cami ve görkemli birer köşe taşı şeklinde inşa edilirdi. Resimde gördükleriniz bunlardan sadece bir kaç örnek.

Bu tarz bir kuş evi ile karşılaşıldığında verdiğimiz takdir tepkileri ise atalarımızın ne denli merhametli insanlar olduğunu anımsamamızı sağlar.

Peki bu uygulamayı ilk kurgulayan kim? Kim bu denli ince düşünüp de canlıları ayırt etmeksizin böylesine ince bir düşünce ile bir buluş gerçekleştirmiştir? O insan ki mutlaka edep sahibi bir insandır, aksi durumunda diğer varlıklara da hürmet edilmesi gerektiğini bilmez.

Okumaya devam et

Daireler Kuramı

dairelerkuramı

Hayatımızın bir çok evresinde çeşitli yol ayrımları ile karşı karşıya geliyor ve bu yol ayrımlarında yönümüzü tayin edecek bir takım ayak izleri arıyoruz. Kim hangi yoldan gitmiş diye başkalarının fikirlerini önemsediğimiz toplumda çoğunluğa dahil olup, çoğunluğun davranışlarıyla hareket ediyoruz. Peşinden gittiğimiz kişilerin seçimlerini kendi seçimlerimiz gibi benimsiyor, doğru olduklarında bunun haklı gururunu yaşarken, yanıldığımız noktada da düşünce fikrinin kabahatini sahibine yüklüyoruz.

Başkalarının izlerine basarak kendi adımlarımızla bir yol ayrımından bir diğerine hareket ediyor ve karşılaştığımız problemlerin çözümü için de aynı felsefenin müsaade ettiği ölçüde çözümler üretiyoruz. Bir problemin içinde başka, başka problemin içinde bir başka problemle karşılaştıkça kendimize ait olmayan düşüncesel yaklaşımları katı bir kural haline getirip olmadığımız bir karaktere bürünüyoruz. Sonuç olarak gerçek problemi çözmektense detaylarla uğraşarak bir çok problemi birbirine karıştırıyoruz. Ve problemlerimizin çözümü için tüm sıkıntılarımızı anlatıyoruz. Anlattıkça rahatlıyor muyuz?

Okumaya devam et

Şehrin Hizmetkarı

sehirhizmetkar

Her şehrin hizmetkarları vardır. Sadece şehre hizmet için atanan bürokratlar veya siyasi kadroların önerdiği ve şehir halkının seçtiği meclis üyeleri, başkanlar ve milletvekilleri değildir. Elbette atanmış ve seçilmişlerin görevi şehre hizmet etmektir; onlar hukukun verdiği imkan dahilinde bu hizmeti ifa ederler.

“Şehrin hizmetkarı” doğrudan doğruya şehre hizmet etmekle alakalı resmi bir görevi olmayan; ancak kendini yaşadığı şehre hizmete adayan gönüllü görevlilerdir. Gönüllü görevli, diğer resmi görevliler gibi, meşrutiyetini kanundan yahut siyasi iradeden almaz; vicdanından alır. O yüzden yaptığı hizmetlerin karşılığı olarak ne maaş, ne terfi ve ne de makam beklemez. Kendi öz zamanını şehrin hizmetine sunmakla kalmaz, etrafındaki dostlarını da bu hizmetlere ortak eder. Onun meselesi itibar devşirmek de değildir; o hizmetini kendi halinde sürdürür, o kadar…

Okumaya devam et

Neme Lazım…

FingerReminder

Hepimiz yanlış yapabiliriz, yanlış düşünebiliriz ve yanlış kararlar alabiliriz ama hiç kimse hissiyatları noktasında yanılıyor olamaz.

Bizlerin, hepimizin bildiği gerçekler var. Hepimizin kendi alanıyla ilgili uğraşları var. Yapılan işlerin ise üç türlü yapım şekli var; kişi iş yapar doğru yapar; kişi iş yapar yanlış yapar; bir de kişi iş yapar kendi istediği gibi yapar.

Yanlış ve doğrunun, iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin ayrımının kişilerin kendi düşüncesinden çok toplumun gözlemleriyle ayrıştırıldığı günümüzde yıllarca neyin “doğru” yada “yanlış” olduğunun kavgasını sadece yapılan işlerde değil, fikirlerde de yaşadık. “Sen haklısın” cevabını verdiğim nice insanlar oldu; ilgisini kaybetmesin diye bilgisini yücelttiklerim olduğu kadar.

Hak verdikçe hak arayan insanlarla oldum, hakkaniyeti ne bu insanlarda buldum, ne de bu insanlardan hakkaniyet namına bir şey gördüm. Zamansız geçen günlerde kişilerle mücadele etmekten kendi işimi yapamaz oldum, kendi işimden alı konuldum. Zahmetle kazanılan emeklerin karşılığında, merhametle kaybedilen kazançların sahibi oldum.

“Fikrin ne önemi var fiiliyat olmadıktan sonra” dedim, zikrettiğim fikirleri fiiliyata geçirdim. Fikir diye bana satılanları düşünmekten ömrümü tükettim. Düşünceler arasında kendimi kaybettim, bu kadar düşüncenin içinde boğulmakla aslında en büyük hatayı kendime ettim. Fısıltılarla bağırdım düşüncelerimi ve haykırışlarla örttüm tüm sessizliğimi. Düşüncesizlikle suçlandım, aslında en incesini düşündüğümden en büyük zamanı yine ben kaybettim.

Okumaya devam et

Renksiz Yetki

Dünyevi bir amaç; odaklanmak ve koşuşturmak. Çalışmak için yaşayan, bu uğurda yaşlanan bir ömür mücadelesi. Varlığın yokluk içinde, gençliğin dizleri üzerinde tükendiği yorgun geçen zamanlar. Bilgisiz ilimler çevresinde, kişisel egoların pençesinde zalim bir dünya ve yarına dair kurulan, kurgulanan gerçeğe yakın rüyalar.

Nefesler tutulur, dakikalar sayılır. Zamanın içinde her bir birey yeni bir birey yaratır. Kişiye atanan görev kişiyi aklından eder, zembille gelen yetkinlik kişiyi özünden eder.

Bir bahçede; yadigar çınar ağacının hemen yanı başına dikilen bir kavak ağacı boy verir. Sulandıkça sulanır, mevsimle birlikte yeşerir. Henüz birkaç yıllıkken kavağın gövdesi çınarla bir olur. Çınarın otuz yılda geldiği aşamaya birkaç yıllık zaman diliminde ulaşır. Ve gurur duyar. Kavak ağacı uzar, uzamaya devam eder. Uzadıkça boyu çınardan uzun olmanın gururunu yaşar.

Çok geçmeden bir fırtına peydahlanır. Esen rüzgar kavağın dallarını söker ve gövdesini kökünden eder. Emektar çınar ise olduğu yerde, tutunduğu toprağın üzerinde, sapasağlam kalmaya devam eder.

Yaşamda elde edilen yetkinlikler ve sorumluluklar kişilikleri bozacak kadar yüreklendirir herkesi, herkesimi. Gerçek kimlikler zor zamanlarda belli olur.Kişisel yetkinlik ancak mücadelelerde renk bulur.

Geleceğe Hizmet

Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebaşı Cami´nin 1990´lı yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıklarını anlatıyor.

“Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaat edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık. Kalıbı yaptık. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık.”

Okumaya devam et