Herkes Kendi Yoluna Baksın

herkeskendiyolunabaksın

Ortalama seyir hızları 120 km olan iki araç aynı anda birbirlerine 200 km uzaklıkta olan A ve B şehirlerinden yola çıkarlar. Bu iki araçtan hangisi hedefine daha çabuk varır?

Sorunun kesin cevabının “aynı anda varırlar” olduğunu düşünenlerimiz yolculuğu değil yolu hesap etmişlerdir. Oysa sorunun cevabı; hangi araç geldiği yoldan daha çok keyif almış ise o daha erken varmıştır olacaktır. Nasıl mı?

Okumaya devam et

Kafesteki Esnaf

bakis_dedikodu_orjinalol

Hep böyle olmuştur! Dışardakiler içerdekileri, içerdekiler de dışardakileri merak eder. Yerini değiştiren herkes kendi olmadığı yere gözünü diker.

Kimse elindekilerle yetinmez; çokluğun azlığından yakınır, kendini çokluk içinde azlıkta arar. Kafeste doğan kuşlar uçmayı marifet sayar; oysa kuşun doğasında uçmak var. Mecburiyetten yapılan gönülsüz işler paradan çok zaman çalar; böylesi kişilerin yaptığı iş bal olsa da etrafındakilere zehir saçar.

İnsan neye yönelirse o yöne gider. Gittiği yönü kendisi tayin eder. Yönü olmayanın kılavuzu olsa ne yazar, kılavuzu karga olanın yönü ancak kargaya yarar, kargayı takip edenin burnu gittiği yolda kim bilir neye batar.

Okumaya devam et

Gözlem

_TurkiyeHAritası_Ters

Yıllar önce, Amerika’da, birkaç Türk arkadaşımla birlikte sınıf arkadaşlarımızın kendi evinin bahçesinde düzenlediği bir pikniğe katıldık. Bir taraftan mangal yapıyor, öte yandan sohbet ediyoruz.

“Araçların direksiyonu sağda mı? Trafik nasıl? Neden domuz yemiyorsunuz? Okyanus var mı?” şeklinde kültürel, dini, siyasi ve spor içerikli birçok hatırlayamadığım soruların da sorulduğu bir ortam oluştu. Belli ki merak ediyorlar, bilmek istiyorlar. Biz birkaç Türk arkadaş aklımızın yettiğince, dilimizin döndüğünce anlatmaya koyulduk, sorulan soruları cevaplamaya çalıştık.

İşin garibi sorulan soru her ne olursa olsun, bizden yaşça büyük ve çok daha önce Amerika’ya gelip yerleşmiş olan bir arkadaşımız bütün cevapları bir çırpıda vermeye çalışırken beni son derece rahatsız eden bir durumla karşılaştım. Verdiği yanıtların neredeyse tamamı benim ülkemin en uç örneklerini yansıtıyordu. Canım ülkemi yerin dibine sokuyordu.

Araya girip de bir şey söylemedim; doğrusu söylemek istemedim. Ama şimdi görüyorum ki anlatmaya çalıştığı birçok hadise aslında içinde yaşarken göremediğim bir durumdu.

Birey yaşadığı toplumu içindeyken fark edemiyor. Birey ve toplum ilişkisini en iyi eleştirebilmek için bireyin yaşadığı toplumun dışına çıkıp dışarıdan bir gözle görmesi gerekir

Nasıl mı görünüyorduk? Haritaya biraz da tersten bakmak için çok çaba harcamaya lüzum yok aslında. Hatırladığım kadarıyla gerçekleşen konuşmaları biraz kendimden de bir şeyler katıp anlatmaya çalışayım;

Okumaya devam et

Çok Acayip Bi Yer!

bakışaçısı

Bir vesile bulup tatil amaçlı da olsa ziyarette bulunduğumuz bir ülkeyi döndüğümüzde anlata anlata bitiremiyoruz. Orada görülenlerin varlığını ülkemizdekilerle karşılaştırıyoruz. Derler ya elmanın içindeki kurt için dünya elmadan ibarettir. İşte tam da bu sözü yaşayan “kurt”larız.

Edirne’de bulunmamız hasebiyle birçok kez resmi ziyaret münasebetiyle bir sınır şehri olan Yunanistan ve Bulgaristan’ın yakın ilçelerine ziyaretler gerçekleştirilir. Bu ziyaretlerden bir tanesine bende davet edildim ve katılım sağlamak mecburiyetinde kaldım. Bölgede faaliyet gösteren birkaç işletme sahibi ve kurum yetkililerinin de olduğu kişilerle bir minibüse bindik ve doğrudan komşu ülkenin yolunu tuttuk.

Resmi ziyaret olduğu için hiçbir sual sorulmadan gümrük kapısını jet hızıyla geçmenin verdiği ayrıcalığı konuşan ve bununla kibirlenen birkaç kişiyle birlikte sınırı geçtik. Yarım saatlik yolumuzun başlangıcında yer alan bir sınır köyünün içinden geçiyorduk. Minibüste bulunan ve geziye İstanbul’dan katılan yolculardan birisi telefonla eşini aradı; “Hanım buralar çok acayip bir yer; çok farklı; adamların evleri şöyle güzel, yolları böyle güzel” şeklinde ballandıra ballandıra anlatıyordu. Ben de adamın gördüklerini anlamak ve içinden geçtiğimiz köyden bu derece gıpta ile bahsetmesinin sebebini öğrenmek için etrafa bakıyordum. Gördüklerime bakarken bir anda ülkemdeki güzellikleri arar oldum, o bölgeyi farklı kılan özellikleri sorgular oldum. Daha yolculuğun başlangıcında ve hiçbir niteliği olmayan bir köy hakkında bu denli imrenerek anlatılabilecek ne olabilirdi? Edirne’nin, Trabzon’un, Aydın’ın ve ülkemin diğer illerinde olan o güzel köy yaşantılarını görmemiş miydi? Ülkesinin İstanbul’un beton yığını semtlerinden ibaret olduğunu mu düşünmekteydi?

Kendi ülkesindeki güzelliklerinin farkında olmadan başka ülkelerin coğrafyalarını ve başarılarını gıpta ile anlatan bir kitleyle birlikte yaşıyoruz. Bak adamlar ne yapmış cümleleriyle gördüklerini konuşan, kendi seviyesinden yoksun, kendi güzelliklerinden bihaber, neyi nasıl yapması gerektiğini bildiği halde yapmaktan aciz fikir adamları var. Fiiliyat düşmanları var. Başarılara imrenir, kendi başarısızlığını başkalarından bilir, “nasıl yaparım”dan ziyade, “neden yapılamaz” terimleri ile hayal bozar, yapanın hevesini ise “daha önce denendi” sözleriyle budar.

Böyleleri kendi güzelliğinin farkında olmadan sürekli karşısındakine gıpta ile yaklaşan bir tavır takınır. Etrafındaki güzellikleri kıymetsizleştirir, komşusunun zehrini kendi balından tatlı kılar. Gittiği ülkede kendi vatanını geri kalmışlıkla tanımlar.

Her köşesi cennet memleketim. Bir ülkenin zenginliği coğrafyasından, kültürü yaşantısından anlaşılır. Sen güzelsin Türkiye de bizim yaşantımız nicedir.