Bilgili Cahil

bilgilicahil_00

Abbasi devletinde Şeyhülislam olan İmam Ebu Yusuf hazretlerine sorulan bir fetva üzerine; konuyu bilmediğini, gece biraz araştıracağını ve yarın sabah da cevabını bildireceğini söyler. Bunu işiten adam “Yazıklar olsun sana! Yazıklar olsun senin şu giydiğin kıyafetine, biliyorum diye oturuyorsun ya şu makamda, bir de devletten maaş alıyorsun…” diye çıkıştığını işitince; İmam Ebu Yusuf hazretleri de “Doğrusu ben cehaletim için maaş alıyor olsaydım, dünyanın hiçbir hazinesi ona yetmezdi” diye cevap vermiştir.

Okumaya devam et

Sene-i Devriye

seneyidevriye

Bütün dünya nimetlerinden mahrum, daracık ve karanlık bir yerde… Bütün dostlardan uzak, yalnız, kimsesiz ve tek başına… Ümitler tükenmiş, emeller bitmiş, hayaller kesilmiş bir halde…

Bu haldeki bir insan ne bekler? Acaba kabrin o karanlık çukurunda yatan kişiyi en çok ne mutlu eder? Bu durumda kişi imdat ister, yardım bekler, bir kurtarıcı arar, bir yere sığınmak ister…

Okumaya devam et

Buradan Kesiniz

buradan_kesiniz

Bizim millet gerçekten bir âlem doğrusu. Teknolojiyi işinde kullanan ya da kullanmaya çalışan yüzlerce, binlerce firmanın bu çabasına hayranım. Kampanya ve firma bilgilerini telefonuma QR kodu olarak gönderen bir pazarlama zihniyetini de yürekten tebrik ediyorum.

Gerçi adamın bir suçu günahı da yok; adamcağıza o aklı veren reklam ajansının telefonuma gönderilen QR kodunu okutabilmek için telefonuma ihtiyaç duyacağımı anlayamayacak bir zihniyette olmasına hayran olmamak elde değil.

Bunu yazarken aklıma yeni alınan bir makas ambalajının üzerinde yazan “buradan kesiniz” şeklindeki makas işareti geldi. Makasa ulaşmak için makas gerekiyor yani.

Gecenin sabahında hayata geçen plansız ve programsız pazarlama uygulamalarının oluruna inandırılan adamcağızın tek zararı mesaj başı ödediği kontör paralarıyla da sınırlı kalmıyor. Bu işin zaman kaybı, ajansa ödenen bedel, tasarım emeği ve kampanya neticesinde yıkılan firma imajı ve daha birçok gizli kayıplar. Kimin umurunda olur ki?

Bunları anlatırken söylemek istediğim konu aslında yapılan uygulama değil, yaptırılan uygulama. Olsun da nasıl olursa olsun zihniyetinden kurtulup daha planlı olan her daim önde olandır.

Verim-Sizlik

verimsizlik_yazi

Yılın ilk yazısına -üstelik yazı yazmadan geçen epey bir süreden sonra- böylesi ticari ve kurum kültürünü ilgilendiren bir konu üzerine yazmak yerine daha eğlenceli bir yazıyla başlamak isterdim doğrusu.

Genel iş anlayışımıza göre bir göreve biri alınmışsa en önce o kişinin doğru kişi olduğunu kabul eder ve tüm değerlendirmeleri o doğruluk üzerine kurarız. En nihayetinde ilgili göreve gelen kişi tanımlanmış olan görev tanımlarını, kurum hedeflerini ve işletme prensiplerini bilerek göreve gelmiştir. Bu sebeptendir ki çalışan isteyerek, inanarak ve özverili davranarak tanımlanmış görevini yerine getirir veya getirmeye çalışır.

Okumaya devam et

Kifayetsiz Muhterisler

kifayetsiz muhterisler cahillik

“Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.” Bu söylem üzerine Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD’li psikiyatri uzmanı bir araştırma başlatır. ▪️Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler. ▪️Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir. ▪️Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

Cornell Üniversitesi’ndeki öğrenciler arasında yapılan bir test sonucunda klasik “Nasıl geçti?” sorusuna öğrencilerden yanıtlar istenir.

Okumaya devam et

Köprü İlişkiler

kopruiliskiler_dayi

Önceki yazılarımın birinde, masumane bir şekilde “hayatımızın değeri ne yaptığımız veya kimi tanıdığımızla değil, kim olduğumuzla alakalıdır” diye bir laf ettim. Meğer kimleri tanıdığımızda oldukça mühimmiş. Bu sebepten kimleri tanıdığımızın da önemli olduğunu içeren birçok geri bildirim aldım; o vakit bu düşünceyi biraz terzilik marifetiyle değiştirelim.

Okumaya devam et

Kafesteki Esnaf

bakis_dedikodu_orjinalol

Hep böyle olmuştur! Dışardakiler içerdekileri, içerdekiler de dışardakileri merak eder. Yerini değiştiren herkes kendi olmadığı yere gözünü diker.

Kimse elindekilerle yetinmez; çokluğun azlığından yakınır, kendini çokluk içinde azlıkta arar. Kafeste doğan kuşlar uçmayı marifet sayar; oysa kuşun doğasında uçmak var. Mecburiyetten yapılan gönülsüz işler paradan çok zaman çalar; böylesi kişilerin yaptığı iş bal olsa da etrafındakilere zehir saçar.

İnsan neye yönelirse o yöne gider. Gittiği yönü kendisi tayin eder. Yönü olmayanın kılavuzu olsa ne yazar, kılavuzu karga olanın yönü ancak kargaya yarar, kargayı takip edenin burnu gittiği yolda kim bilir neye batar.

Okumaya devam et

Hayatın Değeri

essek_semer

İyi bilinen bir konuşmacı, seminerinde 20 Dolarlık bir banknotu göstererek “Bu parayı kim ister ?” diye sordu ve eller teker teker kalkmaya başladı. Sonra parayı katlayıp avucunun içinde büzüştürürken “hala bu parayı isteyen var mı?” diye sordu. Eller yine havadaydı. “Peki, bunu yaparsam…” dedi ve 20 $’ı yere attı, üstüne bastı, ezdi, kirletti; fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu.

Okumaya devam et

Kişinin İşi

bayram_kurban

Geçtiğimiz günlerde, yetmiş dokuz yaşında ve hiç evlenmemiş olduğunu sonradan öğrendiğim bir tüccarla bir sohbet ortamında konuşuyoruz. Her alanda farklı düşüncelerle konuşmalar sürüyor; ticaretin etik değerleri, siyasetin süreçleri, ülkenin şöhretleri, dinin ibadetleri derken laf lafı açıyor ve ticaret alanında adamın henüz gerçekleştirdiği bir işbirliğinden bahsediliyor.Ülkemizin önemli sayılan bir firmasıyla gerçekleştirdiği bir işin geri dönüşüm süreçlerini anlatıyor.

Okumaya devam et

Göç

goc_karikatur

Yaşadığınız yeri ve zamanı düşünün… Gözleriniz bu kelimeleri okuduğu vakitte adımları umuda doğru ilerleyen aileleri düşünün. Ruhunuzu onların bedenine koyup etraflıca düşünün. Neden giderler, nereden giderler ve kimden gelip kime giderler…

İnsan doğduğu büyüdüğü bir yeri bırakıp hiç adını, sanını ve dilini bilmediği bir yere neden gider? İnsanı göç etmeye zorlayan nedir?

Önceleri iskân marifetiyle devletler insanları zaruri göç etmeye zorlarlardı. Devletin bir duyurusuyla belli bir muhitte yaşayan insanlara “artık siz burada değil, şurada yaşayacaksınız” denirdi ve insanlar göç etmeye zorlanırdı. Peki, insan başka neden göç eder?

Okumaya devam et

Kenar

Sloganik Yaklaşım

sloganikreklam

Reklamcılığın tıkanmış sözcük dağarcığında, birbirini tekrarlayan ve sıradanlaşan temel söylemleriyle hareket edip cazibe yaratmak isteyen işletmelere bir göz atalım; söylemler ve söylenmek istenenler hep aynı. Ürünün veya hizmetlerin metinsel pazarlama yöntemleri kullanılarak tanıtılmasında gelinen son nokta!

Bir otel veya restoran işletmesi için kullanılan içerikler hiç değişmiyor;

Geniş odalar, ferah odalar, konforlu yataklar, muhteşem konaklama deneyimi, eviniz gibi sıcak bir ortam vesaire, vesaire, vesaire… Doğrusu tüm bu reklam kokan içerik düzenlemesine lüzum yok!

Okumaya devam et

Gözlem

_TurkiyeHAritası_Ters

Yıllar önce, Amerika’da, birkaç Türk arkadaşımla birlikte sınıf arkadaşlarımızın kendi evinin bahçesinde düzenlediği bir pikniğe katıldık. Bir taraftan mangal yapıyor, öte yandan sohbet ediyoruz.

“Araçların direksiyonu sağda mı? Trafik nasıl? Neden domuz yemiyorsunuz? Okyanus var mı?” şeklinde kültürel, dini, siyasi ve spor içerikli birçok hatırlayamadığım soruların da sorulduğu bir ortam oluştu. Belli ki merak ediyorlar, bilmek istiyorlar. Biz birkaç Türk arkadaş aklımızın yettiğince, dilimizin döndüğünce anlatmaya koyulduk, sorulan soruları cevaplamaya çalıştık.

İşin garibi sorulan soru her ne olursa olsun, bizden yaşça büyük ve çok daha önce Amerika’ya gelip yerleşmiş olan bir arkadaşımız bütün cevapları bir çırpıda vermeye çalışırken beni son derece rahatsız eden bir durumla karşılaştım. Verdiği yanıtların neredeyse tamamı benim ülkemin en uç örneklerini yansıtıyordu. Canım ülkemi yerin dibine sokuyordu.

Araya girip de bir şey söylemedim; doğrusu söylemek istemedim. Ama şimdi görüyorum ki anlatmaya çalıştığı birçok hadise aslında içinde yaşarken göremediğim bir durumdu.

Birey yaşadığı toplumu içindeyken fark edemiyor. Birey ve toplum ilişkisini en iyi eleştirebilmek için bireyin yaşadığı toplumun dışına çıkıp dışarıdan bir gözle görmesi gerekir

Nasıl mı görünüyorduk? Haritaya biraz da tersten bakmak için çok çaba harcamaya lüzum yok aslında. Hatırladığım kadarıyla gerçekleşen konuşmaları biraz kendimden de bir şeyler katıp anlatmaya çalışayım;

Okumaya devam et

Lekeli Köşe

lekeli_köşe

Bu köşe benim köşem. Ne yazı var, ne de kışı. Hani öyle yaz köşesi, kış köşesi yok yani… Çoğu yazılarım kinayeli, çok daha çoğu ucu törpülenmiş sivri yazılarımın olduğu köşe. Sıkıştıkça bir köşeye yazdığım, yazdıkça dört köşe olduğum bir köşe… Yazılarımla düşüncelerimi fısıldadığım kendime ait gizli bir köşe… Kimi zaman düşünce, kimi zaman da dert köşem… Bu sebeptendir ki şimdi yazacağım kelimelerin köşesi oldukça sivridir. Kimisini sevindirir, kimisini yer bitirir… Belki bu sayede işin muhatabı yazılan yazıları da işitir.

Okumaya devam et

Kuş evi

kus_evi

Osmanlı döneminde inşa edilen camilerin çoğunun yüksek bölümlerine kuşlar için küçük barınaklar yapılırdı. Hatta bu barınakların çoğu köşk, cami ve görkemli birer köşe taşı şeklinde inşa edilirdi. Resimde gördükleriniz bunlardan sadece bir kaç örnek.

Bu tarz bir kuş evi ile karşılaşıldığında verdiğimiz takdir tepkileri ise atalarımızın ne denli merhametli insanlar olduğunu anımsamamızı sağlar.

Peki bu uygulamayı ilk kurgulayan kim? Kim bu denli ince düşünüp de canlıları ayırt etmeksizin böylesine ince bir düşünce ile bir buluş gerçekleştirmiştir? O insan ki mutlaka edep sahibi bir insandır, aksi durumunda diğer varlıklara da hürmet edilmesi gerektiğini bilmez.

Okumaya devam et

Siyaset

siyaset_at_feraset_feres

Geçtiğimiz gün gerçekleşen ülke seçimlerinin sonucuna ilişkin bir arkadaş ortamında gerçekleşen sohbet üzerine, kurumsal siyasetin hiçbir sohbet ortamında konuşulmaması gerektiğine bir kez daha kanaat getirdim. Çeşitli sosyal mecralarda yayınlanan yama bilgilerden oluşan bilgi birikimiyle, çıkmaz bir sohbetin ortam muhabbetini son derece rahatsız kılması, konuşmayı ve konuşabilmeyi beceremeyen kişilerin karşısındaki kişileri yaralayan densiz konuşmalarına şahit oldum.

“Siyaset etmek” eski zamanda “öldürmek demektir. Topkapı sarayında bulunan “siyaset çeşmesi” geçmiş dönemde padişaha laf söyleyen isyankârların idam edildiği bir yer olarak bilinir ve bu şekilde anlatılır. Günümüzde siyaset yaparak siyaset ettiğimiz nice dostlukların tekrardan eskisi gibi olmayacağı kesin. Bu sebeple siyaset etmeden siyaset yapmak mümkün değilse, hiç siyaset yapmamak da bir siyasettir.

Okumaya devam et

Devşirme Dertler

emekhirsizi

Yazmak, dertleşmektir; her derdi geçirmez lakin kişiyi hafifletir. Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur, her dert derdi olanda kuvvet bulur. Dert konuşmakla dinmez, yaşantının derdi konuştukça geçmez.

Yiğidi gam öldürür, dert ağlatır; ağlayan adam derdini anlatır, adamlığını sorgulatır; adam olana ancak yazmak yakışır.

Okumaya devam et

Çok Acayip Bi Yer!

bakışaçısı

Bir vesile bulup tatil amaçlı da olsa ziyarette bulunduğumuz bir ülkeyi döndüğümüzde anlata anlata bitiremiyoruz. Orada görülenlerin varlığını ülkemizdekilerle karşılaştırıyoruz. Derler ya elmanın içindeki kurt için dünya elmadan ibarettir. İşte tam da bu sözü yaşayan “kurt”larız.

Edirne’de bulunmamız hasebiyle birçok kez resmi ziyaret münasebetiyle bir sınır şehri olan Yunanistan ve Bulgaristan’ın yakın ilçelerine ziyaretler gerçekleştirilir. Bu ziyaretlerden bir tanesine bende davet edildim ve katılım sağlamak mecburiyetinde kaldım. Bölgede faaliyet gösteren birkaç işletme sahibi ve kurum yetkililerinin de olduğu kişilerle bir minibüse bindik ve doğrudan komşu ülkenin yolunu tuttuk.

Resmi ziyaret olduğu için hiçbir sual sorulmadan gümrük kapısını jet hızıyla geçmenin verdiği ayrıcalığı konuşan ve bununla kibirlenen birkaç kişiyle birlikte sınırı geçtik. Yarım saatlik yolumuzun başlangıcında yer alan bir sınır köyünün içinden geçiyorduk. Minibüste bulunan ve geziye İstanbul’dan katılan yolculardan birisi telefonla eşini aradı; “Hanım buralar çok acayip bir yer; çok farklı; adamların evleri şöyle güzel, yolları böyle güzel” şeklinde ballandıra ballandıra anlatıyordu. Ben de adamın gördüklerini anlamak ve içinden geçtiğimiz köyden bu derece gıpta ile bahsetmesinin sebebini öğrenmek için etrafa bakıyordum. Gördüklerime bakarken bir anda ülkemdeki güzellikleri arar oldum, o bölgeyi farklı kılan özellikleri sorgular oldum. Daha yolculuğun başlangıcında ve hiçbir niteliği olmayan bir köy hakkında bu denli imrenerek anlatılabilecek ne olabilirdi? Edirne’nin, Trabzon’un, Aydın’ın ve ülkemin diğer illerinde olan o güzel köy yaşantılarını görmemiş miydi? Ülkesinin İstanbul’un beton yığını semtlerinden ibaret olduğunu mu düşünmekteydi?

Kendi ülkesindeki güzelliklerinin farkında olmadan başka ülkelerin coğrafyalarını ve başarılarını gıpta ile anlatan bir kitleyle birlikte yaşıyoruz. Bak adamlar ne yapmış cümleleriyle gördüklerini konuşan, kendi seviyesinden yoksun, kendi güzelliklerinden bihaber, neyi nasıl yapması gerektiğini bildiği halde yapmaktan aciz fikir adamları var. Fiiliyat düşmanları var. Başarılara imrenir, kendi başarısızlığını başkalarından bilir, “nasıl yaparım”dan ziyade, “neden yapılamaz” terimleri ile hayal bozar, yapanın hevesini ise “daha önce denendi” sözleriyle budar.

Böyleleri kendi güzelliğinin farkında olmadan sürekli karşısındakine gıpta ile yaklaşan bir tavır takınır. Etrafındaki güzellikleri kıymetsizleştirir, komşusunun zehrini kendi balından tatlı kılar. Gittiği ülkede kendi vatanını geri kalmışlıkla tanımlar.

Her köşesi cennet memleketim. Bir ülkenin zenginliği coğrafyasından, kültürü yaşantısından anlaşılır. Sen güzelsin Türkiye de bizim yaşantımız nicedir.

İlim Bilim Bir de Kendim

onyargi_bias

İnsan neye ilgi duyarsa algısı da o yönde gelişir. Bu yazıyı okumak için bile ilgi duymak, yazılan yazılarda söylenen sözleri algılamak gerek. Derin algı farklıdır. Hiç kimse hiçbir şeyi kendi olarak öğrenmez. Konuşmak bile ilginin sonucu ortaya çıkar. İlimsiz bilim, bilimsiz ilim olmaz. Bir şeyi ilimle, alametleriyle yani sıfatlarıyla bilmek farklıdır; alametlerinden bağımsız, tanıyarak bilmek farklıdır. Yaşayarak bilmek yani hakkiyle bilmek ise bambaşkadır. Böyle durumlarda her bilginin bilinene perde olduğu anlaşılır.

Okumaya devam et

Gün bugün…

6.2; pek bir anlam ifade etmez kimisine bu rakamlar, en çok da “tavşana” yakıştırılır bu ikisi yan yana anlamsız sayılar. Sayının derin manasını ise çok azı anlar ve yaşar…
Bugün günlerden hüsran…
Varsa eğer geçmişe ait bir hatıran, yad etmek için tam da günüdür bu an…
Zamanla yenersin, katlanırsın diyorsun geçmişin hesapsız acısına, üzülmezsin yazısı yazılmış bahtına.
Kim öle, kim kala bu Dünya’da. Dünya malı mı? -inan ki hepsi palavra…
Gündüzü pişmanlık, gündüzleri ayrı bir içe kapanıklık.
Yalnızlıktır gecelerin; soğuk olur gecelerin. Yalnızlık değil, kimsesizlik olur tüm yaşanılanların.
Rahmetle….