Kervan

Kervanın yaşlı baş devesi dize gelip durunca tüm develerde durur arkasında. Kervancı koşarak devenin yanına gidip sorar neden çöküp kaldığını. Yaşlı deve artık son nefesindedir. “Benden buraya kadar; lakin diyeceklerim var.” der ve devam eder. “Onca yükünü taşıdık, kırbaç yedik bir şey demedim. Suyumuzu yemimizi verdin. Her türlü emeğim için hakkım helaldir sana lakin tek bir şey için hakkımı helal etmem ve seni affetmem!” der. Kervancı şaşkın, devenin söyleyeceği sözleri bekler. “Biz koca develerin başına bir eşeği getirdin ya; işte bu yüzden affedemem seni asla!” der.

Okumaya devam et

Taht Kavgaları

Bizim işimiz ne şöhret, ne de siyaset; bizim işimiz varsa yoksa ticaret! Herkesi kendin gibi görmemek lazım. Kimi tahtı tacı bırakır çıkar yola, kimi taht taç için çıkar yola. Bizim yolumuz aydınlık, bizim yolumuz saf ve duru. Varsa bir karanlığın takip et mihmandarın olalım, varsa bir aydınlığın biz senin yolunda sana yoldaş olalım.

Okumaya devam et

Tutsak Özgürlük

Yoldan gelir yola gideriz. Şimdi tekrar çık deseler “geç oldu” mu dersin, yoksa yolun seni götürdüğü yere mi gidersin? Kiminin kanadı var uçar mavi göklere, kimi olduğu yerde kalır kök salar bulunduğu yere.

Gitmeyi istemek de güzel. Gitmek için lazım olan cesaret, ama ondan önce mühim olan niyet.

Neye sahip olduğun değil, kimlerle olduğundur mutluluğun temel sebebi; terk ettikleri ve tercihleridir insanın duru benliği. Tercihinse gitmek, giderken ardında bıraktıklarını düşünmeden hareket et.

Aslolan soru şu ki; “yolun başında kimdin, kimlerleydin ve neredeydin?”
Nereden geldiğini unutma, ki gideceğin yeri şaşırma!

Bocuk Gecesi

“Bocuk Gecesi!” ya da diğer adıyla “Golada Gecesi” Hristiyan Ortodokslar tarafından Hz. İsa’nın doğumunun kutlandığı bayramla birlikte ortaya çıkan ve asırlardır devam eden bir balkan geleneğidir. Bu gecede doğum yortusu olarak Hristiyan Ortodokslar domuz pişirdikleri için “bocuk” kelimesi “domuz” olarak da sözlüğümüze girmiştir. Aynı gece bölgede yaşayan Müslümanlar pişirilen domuz kokusunu bastırmak için evlerinde kabak pişirirler.

Okumaya devam et

Sonsuz Mutluluklar

Ay yüzünü kapamış ışığa hasret, heyecanla beklenen dakikaların saniyesindeyiz. Mutlulukların kısa hüzünlerin yelkovan kadar uzun sürdüğü bir dönemdeyiz. Gerçeği gibi zamanı zehirleyen akrebin yörüngesinde, yeni umutlarla dolu yeni bir yılın arifesindeyiz.

Yeni yılda sonsuz mutluluk, huzur ve başarılar dilerim diye klişeleşen bir yazı metni okumayacaksınız. Bu ne kendini beğenmişlik ne de bir tebrik. Bu sadece bireysel bir tenkit.

Okumaya devam et

Dopamin Avcıları

Sosyal medya ve cep telefonu ile aşırı yakınlık insanda dopamin kimyasalı üremesine neden olur. Dopamin genellikle serotonin gibi “mutluluk hormonu” olarak anılır.

Bu nedendendir ki mesaj geldiğinde hoşumuza gider. Beğenilerimiz arttığında ve sosyal medya paylaşımlarımıza yorum geldiğinde hoşumuza gider. Paylaşımlarımızın az beğenilmesinde “insanlar artık beni beğenmiyor mu? Bir şeyleri yanlış mı yaptım?” kaygısını ortaya çıkarır. İlerleyen sürelerde bu mecraları yoğun kullananlar paylaşımlarının niteliğinden ziyade niceliğine daha önem veren dopamin avcıları olarak karşımıza çıkarlar.

Okumaya devam et

Tanıdık = Adamlık

Biraz erken olur konuşmak için lakin hiçbir fikir, olay ve olgulara bağlanıp zihinlerde hapsedilmemeli. İnsanın fikri neyse zikri de o olmalı. O halde fikrimizi dillendirelim.

Tüm ticari işletme sahiplerinin kıpırdandığı bu dönemde kapı kapı gezilip oy toplanılan bir dönemde yapılacak işleri değil daha çok kişileri konuşan davranış biçimleriyle yeni bir ticaret odası seçimlerine günler kaldı. Bu süreçte tüm adaylara vira başarılar dilerim.

Sapla samanın birbirine karıştığı karmaşık işletme gruplarında hatır gönül işleriyle oluşturulan seçim gruplarından bakalım bu sene ipi hangi işletme sahibi göğüsleyecek.

Okumaya devam et

Küskünlerin Ticareti

İşimizi emir ile değil, gönül ile yaparız. Gönlü olmayanda ne işin tadı olur, ne de işletmenin karı. İşimizin insanla olduğu ürün veya hizmet satışı olan işletmelerimizde en büyük sermaye müşterilerimizdir. Müşteri memnuniyeti esaslarında kendimize yapılmasını istemediğimiz davranışları da müşterilerimize yapmamak, empati yetilerimizi en üst seviyede tutarak ticari ve beşeri ilişkilerimizi oluşturmak yaptığımız işin sürdürülebilirliği ve kurum itibarı açısından büyük önem taşır. Bosch’un kurucusu Robert Bosch’un 1900’lü yıllarda söylediği “Müşteri kaybetmektense para kaybetmeyi yeğlerim” ifadelerinde anlatılmak istenen sözlerde çok daha derin bir mana var. Şimdi bu cümleyi hangi tavra giydirirsek giydirelim içinden nezaket davranışları çıkacaktır.

Okumaya devam et

Ar

Mahkemeler kadıya mülk olur mu?
Bu memlekette adam olmayan adamlara fikir sorulur mu?

Vicdan hakime, adalet mazluma lazım.

Yoksa hakimde vicdan, üzerine giydiği cüppe neyine lazım?
Yoksa mazlumda ar, üzerine giyemediği elbise neyine lazım?

Güdümlü Yargıç

social_judge

Derler ki atlara soldan binilir. Yani atın sol tarafına geçer, sol ayağını üzengiye basar, sağ ayağını aşırarak ata binebilirsin. Aksini kabul etmezler, üstelik atın sağından yaklaştığında ise eğitmenin seni uyarır “atın sol tarafına geç!” diye. “Neden?” diye sorduğunda aldığın cevap aynıdır. “Kural böyle!” Peki neden?

Okumaya devam et

Hain Zebun

hainzebun

Konuş! Konuş ki bilmediğimizi bilelim, bilmediğimiz tek doğruyu senden öğrenelim. Sen ki düşünceden ibaretsin. Mademki kendinden olmayana saygın yok, sen konuş ki ne oluyor ne bitiyor senin düşüncen ile havadisleri öğrenelim. Şu dört tarafı hain sarılı güzel ülkemin hain listesine senin adını da iliştirelim.

Ülkeyi sosyal medyadan ibaret zanneden “hadsiz sosyal soysuz” üç beş kişinin düşüncesizce ve düşmanca yaptığı yorumları gördükçe insanlık sorgulaması yaparım; beşer ile hayvan arasında fark ararım. Sosyal medya kovboylarının düşmanca söylemlerine şaşar, kabahati onda değil onu yetiştiren ailesinde ararım.

Okumaya devam et

Hilm Kılıcı


İmansızda vicdan, kırk cesette bir can olmaz. Tay büyür at olur da, it büyür insan olmaz.

İyiyle kötüyü birbirinden ayıramayanlar kim? İyiden haz, kötüden gam duyanımız kimler?
Teslim olana eziyet, mağdura şiddet kime yakışır?

Hiddetli söz cahilin, hikmetli söz er kişinin işidir. Şu ortamda dahi ne çok Can’lar gitti, kalpler kırılıp sevgiler tüketildi.

Anlayana küçük bir hikaye;

Allah’ın arslanı Hz. Ali efendimiz savaşta bir yiğidi alt etti. Hemen zülfikarını (kılıç) çekti. Onu öldürmek istedi. Ancak o yiğit Hz. Ali’nin mübarek yüzüne tükürdü. O anda Hz. Ali kılıcını yere attı ve düşmanını öldürmekten vazgeçti. Bu duruma, bu beklenmedik acımaya şaşırıp kalan askerler dedi ki:

– Ey Ali! Zülfikarını çekmiş o adamı öldürecektin, sonra neden kılıcı yere attın, kahredeceğin yerde gösterdiğin bu merhamet nedir, neden düşmanı öldürmekten vazgeçtin?

Hz. Ali cevap verdi:

-Ben kılıcı Allah rızası için vururum. Ben Allah’ın arslanıyım, nefsimin değil.

Hiddet, öfke padişahlara padişahtır. Fakat bizim kölemizdir. Ben öfkenin ağzına gem vurdum. Savaşırken yüzüme tükürdüğü için kendi nefsim için öfkeye kapılırım diye kılıcımı gizledim, adamı serbest bıraktım. Çünkü o yüzüme tükürünce nefsime ağır geldi. Benim huyum değişti. Yapacağım savaşın yarısı Allah rızası için, yarısı da öfkelendiğim ve ondan intikam almak için olacaktı. Halbuki Allah’a ait işlerde ortaklık uygun değildir.

Bu kılıç darbesi çelik kılıçtan daha keskindir. Bunun adına hilm (hiddete karşı sakin) kılıcı denir.

Şimdi sormak lazım; kim, kimi, kimin kılıcıyla vurur? Her zümre kendi doğrularıyla savaşırken kendinden olmayana türlü sıfat yakıştırır.

Zulüm bizdense ben bizden değilim. Kalp kırmaya, insanları çöldeki seraba inandırmaya lüzum yok.

Herkes Kendi Yoluna Baksın

herkeskendiyolunabaksın

Ortalama seyir hızları 120 km olan iki araç aynı anda birbirlerine 200 km uzaklıkta olan A ve B şehirlerinden yola çıkarlar. Bu iki araçtan hangisi hedefine daha çabuk varır?

Sorunun kesin cevabının “aynı anda varırlar” olduğunu düşünenlerimiz yolculuğu değil yolu hesap etmişlerdir. Oysa sorunun cevabı; hangi araç geldiği yoldan daha çok keyif almış ise o daha erken varmıştır olacaktır. Nasıl mı?

Okumaya devam et

Bayramlık Ağız

bayramlıkağız fermuarlıağız

Bildiğini bilmezler, bilmediğini bilirler. Bilen susar, bilmeyen etrafına zehir saçar. Varsa bir bildiğimiz kendimize saklayalım, şu bayram arifesi ağır sözlerle devam edip huzur kaçırmayalım.

Bulut olur yağmur döker, yağmurun olmadığı yerde ot mu biter. Ben doğruyu konuşur inandıramam. Doğru bildiğimi senin gibilere anlatamam.

Seni anlatmaya söz yeter mi; attığın çamurları temizlemeye su derya olsa yine de yeter mi?

Şimdi sana söz söylersem senden olmuş olurum, atfettiğim bu sözleri en çok da senin lugatında bulurum. Sana söz mü söylenir küfürden başka, eğer etraflıca okur da anlar isen; bu bayramlık ağzım küfürden de fazla.

Okumaya devam et

Kim Kime Dum Duma

uzuneşek

-Bu yazı bir serzeniştir. Diğerlerinin aksine tam anlamıyla bir durum tespitidir.-

Geçtiğimiz aylarda Kenya’da bir Üniversite’de bomba patlar ve yüzlerce öğrenci ölür. Dehşet sonrası hiçbir Türk, “Kenya’da bomba patlamış!” demedi. Kimse Kenya için yürüyüş yapmadı. Hiç kimse Kenya’da taziye çadırı kurmadı. Profil fotolarını Kenya bayrağına çevirmedi. Kenya için #Kenya etiketiyle siyah zemin üzeri matem görsellerini sosyal sitelerinde yayınlamadı. Kenya için klavye şövalyeliği yapmadı.

Sahi Kenya’nın bayrak renklerini bilen kaç kişiyiz? Daha da ileri gideyim; Kenya nerede?

Okumaya devam et

Günlük Kiralık Daire

hotel_daily

Hiçbir yasal düzenleme kapsamında olmayan, kimin ne amaçla kullandığının tespiti yapılamayan “günlük kiralık daire” sektörü her geçen gün kontrolsüz bir biçimde büyümeye devam ediyor. Bugün İstanbul’da 80 bin yatak mertebelerine ulaştığı tahmin edilen (Tahmin edilen diyorum çünkü kaydı bile tutulamayan bir oluşum) günlük hatta işini abartıp saatlik kiralanan daireler ülkemiz için vergi kaybı, işletmeler için haksız rekabet ortamı ve en önemlisi asayiş için güvenlik zafiyeti doğuruyor.

Okumaya devam et